
Fiziksel ve bilişsel gelişimimiz kadar duygusal gelişimimiz de oldukça önemlidir. Duygusal gelişim diğer gelişim alanlarını da etkilemekte ve ilişki ağında çok önemli boyutlarda karşımıza çıkmaktadır. Duygularımızın farkında olmak ihtiyaçlarımızı, isteklerimizi ve problemlerimizi daha açık bir şekilde ifade edebilmemize yardımcı olur. Dolayısıyla öncelikli olarak “Şu an ne hissediyorum ve duygularım neler?” sorusunu kendimize sormalıyız. Ardından “Bu duygularıma eşlik eden düşüncelerim neler?” sorusu gelir. Bu soruya da cevap verdikten sonra kendimize şunu sormalıyız: “Şu anki yaşadığım bu duygu/duyguların bana verdiği mesaj ne? Böylece ihtiyaçlarımızı da belirleyebiliriz. Hemen sonrasında kendimizle sohbetimizi “Hangi davranışım bu ihtiyacımı karşılamama yardımcı olur? Ne olursa bu ihtiyacıma iyi gelir?” sorularını sorarak tamamlayabiliriz. Tüm bu sorular ve an’da kalarak şefkatle kendimize yaklaşmak, bizim ne hissettiğimizi, ne düşündüğümüzü ve ne istediğimizi açıkça ortaya koyabilir.
Tüm Duygularım Bana Ait ve Özel!
Yaşadığımız her bir duygunun kendine özel anlamı vardır. Mutlu olmak ve gülmek ne kadar normal ise, üzülmek ve ağlamak da bir o kadar normaldir. Bazı zamanlar yetiştirilme tarzı, kültür, toplum ve ön yargılar duygularımızı şekillendirebilmekte ve bizim nasıl hissedeceğimizi belirleyebilmektedir. Örneğin, ağlamak güçsüzlük ile bağdaştırılırken heyecanlanmak acemilik olarak görülebilmektedir. Başka bir nokta ise cinsiyet konusudur. Küçük yaşlardan itibaren kız ve erkek çocuklarının nasıl hissetmeleri gerektiği (!) yetişkinler tarafından belirlenmeye çalışıldığında sonuç hüsranla bitebilmektedir. Örneğin, kız çocuklarının öfkelenmesi anormal bir durum gibi (!) karşılanırken, erkek çocuklarının ağlaması anormal karşılanabilmektedir. Bu durum her çocuğu olumsuz etkilemekte, özgüveni düşürmekte ve duyguların bastırılmasına ve yaşanmamasına sebep olabilmektedir. Her bir duygu özeldir, her bir duygunun yaşanması gerekir. Duygularını tanıyamayan, “Nasıl hissediyorsun ya da nasılsın?” sorusu sorulduğunda “İyi veya kötüyüm” demek duyguların ifade edilememesi demektir. İyi ve kötünün tanımı açık değildir. Kötü hisseden birisi üzgün de olabilir öfkeli de. İyi hisseden birisi mutlu da olabilir, heyecanlı da. Dolayısıyla duygularımızı açıkça ifade edebilmek ve farkında olabilmek bizim psikolojik iyi oluşumuza ve diğer kişilerle olan ilişkimize de olumlu yönde katkı sağlayacaktır. Her insanın üzülmesi, ağlaması, kızması, şaşırması, gülmesi doğaldır ve her insan bunu doyasıya yaşayabilir. Küçümsemek, alay etmek, dikkate almamak, eleştirmek bu noktada çok yanlış ve kabul edilemez bir durumdur. Ebeveynler çocuklarının kendilerini özgürce ifade edebildiği, duygularını rahatça yaşayabildiği ve dinlendiği bir ortam sağlarlarsa çocuklarının sosyal- duygusal gelişimlerini de desteklemiş olacaklardır.
Çocuklarla Duygu Çalışmasına Bir Örnek
“Duygu Balonları” Etkinliği
Duygu balonları çocuğun duyguları tanıma, kontrol etme ve ifade etme sürecinde kullanılabilir. Duygu balonları etkinliğinde 4 farklı renkteki balonu 4 değişik duygu ile (mutlu, üzgün, korkmuş/şaşırmış, kızgın) eşleştirebiliriz. Daha sonra dört farklı küçük not kağıdına aynı soruyu yazıp balonların içine koyabiliriz. Sorumuz şu şekilde olabilir: “Balonuna seçtiğin yüz ifadesi sende hangi zamanlarda oluşuyor? En son ne zaman bu balondaki gibi bir duygu yaşadın?” Çocuk bir süre balonlarla oyun oynayıp etkileşim kurduktan sonra istediği renkteki bir balonun üzerine daha önceden kendi hazırladığımız yüz ifadelerinden istediği birisini seçmesini ve onu balonun üzerine yapıştırmasını isteriz. Son olarak da çocuğa şöyle diyebiliriz: “Balonun içinde bir sürpriz var. Patlatırsan içinden bir soru çıkacak ve ben sana soruyu okuyacağım. Soruyu cevapladıktan sonra diğer balonlarla oyunumuza devam edeceğiz.” Çocuk balonu patlatıp sorduğumuz soruya cevap verdiğinde ise duygu kontrolünü sağlayabiliriz.
Okuduğunuz içerik sevgiyle oluşturulmuştur ❤️







